Aort Hastalıkları

Aort Hastalıkları

Aort anevrizması nedir?

Normal aort çapının bir-buçuk kat ya da daha fazla genişlemesi aort
anevrizması olarak tanımlanmaktadır. Anevrizma “gerçek” ve “yalancı” olmak
üzere ikiye ayrılmaktadır. Gerçek anevrizmada aort duvarının her üç katmanı da
sağlamdır ve anevrizma duvarını bu üç katman oluşturmaktadır. Gerçek
anevrizmada aortanın her üç katmanı da bulunduğu için duvar yapısı yalancı
anevrizmaya göre daha sağlamdır. Yalancı anevrizmada ise bu üç katmandan en
içteki bir ya da iki katman, bazen de her üç katman bulunmamaktadır. Her üç
katmanın da bulunmadığı durumda kanın iç organlara akışını çevredeki
periaortik fibröz doku engellemektedir. Yalancı anevrizma, gerçek anevrizmaya
göre daha tehlikelidir ve daha hızlı tedavi edilmelidir.

Aort anevrizmasını etkileyen faktörler nelerdir?

Aort anevrizmasına yol açan çok çeşitli faktörler bulunmaktadır. Bunlar
arasında kalıtsal yatkınlık, ileri yaş, damar sertleşmesi (ateroskleroz), mikrobik
iltihap (enfeksiyon), damar duvarını tutan mikrobik olmayan iltihap (vaskulit),
travma, doğumsal anomaliler, aort duvarının ortasındaki tabakanın bozulması
(medial tabaka dejenerasyonu) ve sigara sayılabilir. Aort anevrizması daha
sıklıkla yaşlı hastalarda görülmektedir. Bunun da nedeni aort duvarında bulunan
ve aortaya esnekliğini kazandıran “elastin” adlı maddenin erişkin hayatta sentez
edilememesinden ve yaşla birlikte azalmasından kaynaklanmaktadır. Bunun
üzerine diğer faktörler de eklendiğinde aort anevrizması ortaya çıkmaktadır.

Aort anevrizması ne sıklıkla görülmektedir?

Aort anevrizmasının yıllık görülme oranı 100.000 kişide 21-36’dır. Bu
oran yaşla doğru orantılı olarak artmaktadır. Erkeklerde 4-5 kat daha sık
görülmektedir. Tarama çalışmalarında 50 yaşın üstünde %3 saptanmıştır. 65-74
yaş arasındaki erkeklerde ise bu oran artmakta ve %3 ile %6 arasında
değişmektedir. Yaşlı hipertansif erkeklerde bu oran %12’ ye kadar çıkmaktadır.
Türkiye’de 60 ila 80 yaş arasında aort anevrizma görülme oranı %1.5 olarak
bildirilmektedir. Ülkemizde yapılan araştırmalara göre aort anevrizması olan
hastaların %91.6’sı sigara içicisidir.

Aort anevrizma tipleri nelerdir en sık aortanın hangi kesiminde saptanır?

Gerçek aort anevrizmaları “fuziform” ve “sakküler” olmak üzere ikiye
ayrılır. Daha sıklıkla saptanan tipi fuziform tip olup en sık aortanın karın
içerisindeki bölgesinde görülür ve “infrarenal abdominal aort anevrizması”
olarak adlandırılır. İnfrarenal abdominal aort anevrizması denince akla böbrek
damarlarını içermeyen ve böbreklere giden damarların daha altındaki aortayı
tutan anevrizma gelmelidir. Bu tipin görülme oranı %60-70 civarındadır.
İnfrarenal abdominal aort anevrizmalarına bazen aortadan ikiye ayrılarak
bacaklara doğru giden ve “iliyak arter” olarak adlandırılan damarların da
anevrizması eşlik eder. Bu tarzdaki anevrizmalar yaklaşık %10-15 civarında
görülmektedir ve “infrarenal aorto-iliyak anevrizma” olarak adlandırılmaktadır.
Akciğerlerin arkasında yerleşimli “inen torasik aorta” olarak adlandırılan
aortanın boyun damarlarını verdikten sonraki kesiminde de anevrizmalar
görülebilmektedir ve bu oran yaklaşık %15-20 arasındadır.
Daha nadir olarak görülen (yaklaşık %2 civarı) ve torakoabdominal aort
anevrizması olarak adlandırılan tipinde ise anevrizma içerisinden karın
içerisindeki organları besleyen damarlar çıkmaktadır. Bu aort anevrizma tipi
tedavisi en zor olanıdır.

Aort anevrizması nasıl bulgu verir?

Aort anevrizması olan hastaların büyük bir çoğunluğunda hiçbir bulgu
yoktur ve tesadüfen başka bir hastalık sebebiyle ultrasonografi ya da
tomografi/manyetik rezonans gibi görüntüleme yöntemleri ile tarama yapılırken
saptanırlar. Eğer anevrizma çok büyürse çevre dokulara bası yapabilir ve bu
basıya bağlı şikayetler ortaya çıkabilir. Rastlanan en sık şikayet karın ağrısı ve
sırt ağrısıdır. Özellikle ani başlangıçlı ve şiddetli ortaya çıkan karın ve sırt ağrısı
anevrizma yırtılmasına işaret edebilir. Bu durumda tanı ve tedavi çok hızlı
yapılmalıdır.

Aort anevrizması ne zaman tedavi edilmelidir?

Aort anevrizma çapı 5.5cm ve üzerinde olduğunda tedavi yapılmalıdır.
Anevrizma çapı arttıkça anevrizmanın yırtılma riski de artmaktadır. Aortada
yırtılma riski anevrizma çapı 5-5.9cm arasında iken %5-7, 6-6.9cm arasında %7-
19, 7cm ve üzerinde ise %20’nin üzerine çıkmaktadır.
Bunun dışında başka hiçbir sebebe bağlanamayan karın ağrısı ya da sırt
ağrısı olan aort anevrizmalı bir hastada anevrizma çapı 5.5cm’nin altında olsa
bile tedavi gerekliliği vardır. Ayrıca takipte anevrizmasında hızlı büyüme
saptanan hastalarda da tedavi gerekmektedir.

Sakküler anevriması olan hastalarda tedavi tanı konulduğu zaman
yapılmalıdır. Sakküler anevrizma fuziform anevrizmaya göre daha tehlikeli olup
tedavisi için bir çap gerekliliği yoktur.
Eğer aort anevrizmasında yırtılma varsa tedavi acil olarak yapılmalıdır.
Kaybedilen her saat hasta için hayati risk taşımaktadır. Bununla birlikte, tedavi
hızlı bir şekilde yapılsa bile aort anevrizması yırtılan hastalarda ölüm riski çok
yüksektir ve %60’lara kadar çıkmaktadır.

Aort anevrizmasında tedavi seçenekleri nelerdir?

Aort anevrizmasının cerrahi ve endovasküler olmak üzere iki çeşidi
bulunmaktadır. Cerrahi seçenekte karın bölgesine girilip anevrizmanın kendisi
tamamen çıkarılmakta ve bu bölgeye yapay damar yerleştirilmektedir. Kapalı
yöntem olarak da bilinen endovasküler tedavi seçeneğinde ise kasık
damarlarından girilerek anevrizmanın olduğu bölgeye içeriden stent-greft
yerleştirilmektedir. Bu tedavide anevrizma olduğu yerde kalmakta ancak kan
stent-greft içerisinden akmaktadır. Böylece anevrizmaya ait yırtılma riski
ortadan kalkmaktadır. Stent-greft dediğimiz malzeme su borusuna benzetilebilir.
Su nasıl su borusu içerisinden akıp istediği noktaya ulaşıyor ve dışarıya su kaçışı
olmuyorsa, stent-greft yerleştirilen damarda da kan istenilen noktaya stent-greft
içerisinden ulaşmaktadır.
Bazı anevrizma çeşitlerinde, örneğin torakoabdominal aort anevrizması,
hem cerrahi hem de endovasküler tedavi birlikte uygulanarak anevrizma tedavi
edilebilmektedir. Her iki tedavi tek başına yeterli olmamaktadır.

Endovasküler tedavi için bilinmesi gerekenler nelerdir?

Kapalı yöntem olarak adlandırılan endovasküler tedavide anevrizmanın
vücut içerisinde olduğu yerde kaldığı ve stent-greft denilen materyal vasıtasıyla
baypas edildiği bilinmelidir. Anevrizma yerinde kaldığı için bu yöntemle tedavi
edilen hastalar mutlaka belli aralıklarla ultrasonografi ya da tomografi ile takip
edilmelidir.
Bu tedavide en sık karşılaşılan sorun anevrizma içerisine “endoleak”
olarak adlandırılan kan kaçışının ya tali damarlar vasıtasıyla ya da stent-greftin
yanından devam etme olasılığıdır. Takip edilen hastaların büyük çoğunluğunda
bu kaçaklar kendi kendine yok olmaktadır. Geriye kalan hasta grubundaki bu
kaçakların büyük bir kısmında risk oldukça düşük olup az bir kısmında risk
yüksektir. Riskli olan gruptaki kaçaklar yine endovasküler yöntemler ile tedavi
edilmelidir.

Bunun dışında genel olarak endovasküler tedavideki toplam
komplikasyon riski %5’in altındadır. Bunların büyük çoğunluğunu küçük
komplikasyonlar oluşturmaktadır.
Endovasküler tedaviye özel risklerden biri de böbrek fonksiyon
bozukluğu olan hasta grubudur. Endovasküler tedavi sırasında damarları
görüntülemek için kullanılan ilaç (opak madde) halihazırda böbrek bozukluğu
olan hastalarda ayrıca bir risk oluşturmaktadır. Bu risk böbreklerde geçici
fonksiyon bozulmasından kalıcı böbrek hasarına kadar değişebilmektedir. Bu
hasta grubunda da uygulanan bazı özel teknikler bulunmaktadır. Bu teknikler
uygulanarak risk oldukça düşürülebilmektedir.

What We Offer